Ayrılık ve Sonrası

Ayrılık ve Sonrası

Romantik ilişkilerde, terk edilme, bir ilişkide her iki partnerin de ilişkiyi sonlandırmayı istedikleri, beraber karar verdikleri veya ilişkinin doğal seyrinin sonucunda ortaya çıkan bir ayrılık durumu değildir. Terk edilme, ilişkinin tek taraflı sonlandırıldığı bir durumdur ve genellikle terk edilen kişi bir kayıp duygusu ile baş başadır.

Terk edilmişliğin yarattığı olumsuz duygu durumun üstesinden gelebilmek için, yas sürecinin sağlıklı bir şekilde yaşanması ve tamamlanması gerekmektedir. Kayıp ve yas denilince aklımıza direk olarak kayıpların en büyüğü ölüm gelir. Ancak, ayrılık ta bir kayıptır ve tıpkı ölümde olduğu gibi kaybın ardından bir yas süreci başlar.

Yas, kayıp yaşantısının ardından yeniden yapılanma süreci olarak tanımlanabilir ve bu süreç, genel olarak 3’e ayrılır:

Şok ve İnkar

Kaybın yaşandığı ilk zamanlarda yaşanır ve genellikle kayba verilen ilk tepki, kaybın inkar edilerek, kişinin hiçbir şey olmamış gibi davranmasıdır. Daha sonra, yavaş yavaş kişi, mevcut durumun gerçekliğini görmeye başlar, ancak yine de durumu kabullenmek istemez. Sık sık ayrıldığı kişiyi arama isteği, yeniden birlikte olma arzusu ile kaybın geri gelmesi beklenir. Kızgınlık, öfke, huzursuzluk, acı gibi duygular bu dönemde yoğun olarak yaşanan duygulardır.

Kayıp Yaşantısının Süreç İçinde Giderek Kabul Edilmesi

Kişi, giderek mevcut ayrılığı kabullenmeye başlar. Bu süreçte, yoğun çaresizlik, kendini suçlama, pişmanlık ve yoğun üzüntü gibi duygular sürecin önemli bir parçasıdır. Kişinin işlevsellik düzeyinde belirgin bir düşme gözlenebilir, iş ve sosyal yaşamı da bu durumdan olumsuz bir şekilde etkilenebilir.

Yeniden Yapılanma

Kayba ilişkin acı, üzüntü, kızgınlık gibi negatif duyguların azalması, işlevselliğin artması ve kişinin yavaş yavaş normal yaşamına dönmesi sürecidir.

Kişi için önemli bir romantik ilişkinin bitmesi, kaybın ardından yaşanan bir yas süreci ile karakterizedir. Bu sürecin sağlıklı atlatılabilmesi için:

  • Kişi, güvendiği, onu dinleyebilecek ve anlayabilecek biri veya birileri ile yaşadığı üzüntüyü paylaşmalı ve bu süreci yalnız başına atlatmaya çalışmamalı
  • Hiçbir şey olmamış gibi davranmaya çalışmamalı, acısını yok saymamalı ve üzüntüsünü göstermekten, ağlamaktan vs. kaçınmamalı
  • Üzüntüsüyle başa çıkmak için alkol/madde kullanımı gibi işlevsel olmayan yollara başvurmamalı
  • Kızgınlık ve öfke duygularıyla kendisine veya başkalarına zarar verebilecek davranışlardan kaçınmalı
  • Yaşadığı sürecin doğal bir süreç olduğunu kabul etmeli, aceleci davranmamalı ve umutsuzluğa kapılmamalı
  • Kişi, yaşamının yeniden eski haline dönebilmesi için zamana ihtiyaç olduğunu unutmamalı ve “yas”ını yaşamak için kendisine izin vermeli,
  • Kişi, sosyal aktivitelerden ve kendisine iyi gelen yer, durum, eylem ve kişilerden uzaklaşmamalı;
  • Bu süreçte kendi içine çekilmemeli, onu seven, ona değer veren kişilerle olmalı
  • Bu durumu hayatını yeniden yapılandırma şansı olarak kabul etmeli ve hayatını anlamlı kılacak, ilişki sırasında ihmal ettiği veya fırsat bulamadığı aktiviteleri, ortamları yeniden yaratmalı
  • “Çivi, çiviyi söker” mantığı ile sırf o kişiyi unutmak veya terk edilmenin yarattığı acıyla başa çıkabilmek için günü birlik ilişkiler yaşamaktan uzak durmalı
  • Uyku, iştah durumuna ve fiziksel sağlığına dikkat etmeli
  • Tüm bunlar işe yaramıyorsa veya kişinin içsel ve dışsal kaynakları tükenmişse, profesyonel bir yardım almalı

Kadınlar ve Erkeklerin Ayrılığa Bakışı ve Verdikleri Tepkiler

Genel olarak bakıldığında, kişi için önemli bir ilişkinin bitmesi, kadın-erkek farkı olmaksızın, ilişkinin kişi için anlamına ve yaşanan ayrılığın şekline göre değişen yoğunlukta yas tepkilerine neden olabilmektedir. Bununla birlikte, kadınların bu süreçte daha çok duygularını gösterdikleri ve başkalarıyla paylaştıkları, erkeklerin ise, daha çok kendi içlerine kapandıkları gözlenmektedir. Cinsiyet farkının yanı sıra, kişinin yaşı ve sosyal destek mekanizmalarının varlığı, kişilerin ayrılığa verdiği tepkilerde belirleyici olmaktadır. Özellikle de, duygusal iniş-çıkışların, dürtüsel davranışların belirgin olarak gözlendiği ergenlik döneminde yaşanan terk edilme ve ayrılık yaşantıları kişinin yaşamına son verme isteğine varabilecek kadar dramatik sonuçlara neden olabilmektedir.

Aşk ya da Ayrılık Acısı Geçiştirilmeli midir Yoksa Yaşanmalı mı?

Önemli bir ilişkinin bitmesinin ardından yaşanan acı ve kayıp duygusu sürecin doğal bir parçasıdır ve bu süreçte kişi, sevilen kişinin kaybına ilişkin “yas”ını yaşamalıdır. Çünkü, sağlıklı bir şekilde tamamlanan yas süreci, kayıp yaşantısının ardından kişinin yaşamının yeniden yapılanmasına ve doğal dengesine dönmesine imkan tanıyan bir süreçtir. Bu süreçte, sıklıkla kişilerin düştüğü hata, “çivi çiviyi söker” mantığı ile sırf o kişiyi unutabilmek veya yaşadığı acı ile başa çıkabilmek için kişi için önemi olmayan, günü birlik ilişkiler yaşamaktır. Bu durum, kişinin acısını dindirmeyeceği gibi suçluluk, pişmanlık gibi ekstra negatif duyguların yaşanmasına, daha da ötesinde kişinin dürtüsel bir şekilde kendine zarar verebilecek ilişki ağları içersine girmesine neden olabilir.

Şüphesiz, ayrılık ömür boyu yası tutulacak bir süreç değildir ve ömür boyu tutulan “yas” da, yas değildir; ancak bu süreçte kişi yaşadığı acının sağlıklı bir şekilde tamir edilebilmesi için kendine zaman tanıması ve bu süreci geçiştirmeye çalışmaması gerekmektedir. Bu ayrılık sürecinin, geçiştirilmeden, doğal bir şekilde yaşanması, kişinin, gelecekte sağlıklı romantik ilişkiler kurabilmesi açısından oldukça önemlidir.

Yas Tepkileri

Romantik ilişkilerde, terk edilme ve ayrılık yaşantıları karşısında, kişiler çeşitli yas tepkileri verirler. Bu yas tepkileri, şok, üzüntü, öfke, yalnızlık gibi duygusal, halsizlik, enerji kaybı, kas ağrıları gibi fiziksel, rahatsız edici düşünce ve rüyalar, dikkat dağınıklığı ve konsantrasyon güçlüğü, unutkanlık gibi bilişsel ve uyku ve iştahta bozulmalar, takıntılı bir şekilde terk eden kişinin aranması, sigara, alkol ve/veya madde kullanımında artış, kaybı hatırlatan uyarıcılara aşırı dikkat gibi çeşitli davranışsal belirtiler şeklinde kendini gösterebilir. Bununla birlikte, kişinin; terk edilme ve ayrılık durumlarına nasıl tepki verdiği, bu tepkilerin yoğunluğu ve süresi, ayrılık şekline, ilişkinin kişi için önemine, kişinin mizacına, kaybı nasıl yaşantıladığı ve kayba verdiği anlama, aile, arkadaş gibi sosyal destek mekanizmalarının olup olmadığına, geçmiş ilişki deneyimlerine (yani kişinin geçmişte terk, ihmal, dışlanma gibi deneyimleri ne ölçüde yaşadığına, ne ölçüde sağlıklı ve doyum veren ilişkisel deneyimleri olduğuna) ve kişinin fiziksel ve ruhsal sağlık durumuna göre değişmektedir.

Ayrılıkta yas tepkileri, kişiden kişiye ve ilişkiden ilişkiye değişmekle beraber, genellikle ilişkinin bitiminden sonraki ilk birkaç haftada çok yoğundur. Bu ilk birkaç haftanın ardından, ayrılığa ilişkin acı, üzüntü, kızgınlık gibi negatif duyuların azalması, kişinin yavaş yavaş normal yaşamına dönmesi, işlevselliğin artması ve sosyal rolleri ile denge kurarak, en çok 6 ay-1 yıl içerisinde yeni ve sağlıklı ilişkilerle hayatına devam etmesi beklenir. Bu sürecin uzadığı, kişinin ilişkisel kaybın yarattığı acının tamir edilemediği ve işlevselliğin kaybolduğu durumlarda “patolojik yas” kavramından bahsedilebilir. Depresyon ve kaygı bozuklukları, bu süreçte sıklıkla gözlenen psikolojik bozukluklar içerisindedir. Depresyon ve kaygı bozukluklarının yanı sıra, bu süreçte, alkol/madde kötüye kullanımı, takıntılı bir şekilde terk eden kişi ile ilgili sürekli bir zihinsel meşguliyet hali ve kendine zarar verici ilişki ve eylemler içerisinde bulunma gibi kişinin psikolojik sağlığını olumsuz yönde etkilen uyum bozucu zihinsel ve davranışsal örüntülere de sıklıkla rastlanmaktadır.

Travma Yaratır mı?

Bir yaşantının travmatik olup olmayacağı, olayın kendisinden çok ne hissettirdiğine bağlıdır ve sonuçta, o negatif yaşam deneyiminin tamir edilemediğini gösterir. Buna paralel olarak, ilişki kaybı ve ayrılık süreci, o ilişkinin kişi için önemine, kişinin ilişkiye olan yatırımına, ilişkinin sonlanma şekline ve tabii ki geçmiş ilişkisel deneyimlere göre farklı şekillerde yaşanabilir ve sürecin sağlıklı bir şekilde yaşanamaması, bu durumun travmatik bir hale gelmesine neden olabilir. Özellikle de, gerek çocukluk yıllarında ebeveynleriyle, gerekse sonraki yaşamda romantik ilişkilerde travmatik yaşantıları olan ve yaşamlarında ihmal ve terk temalarının yaygın olduğu kişiler ayrılık ve terk edilme durumlarını çok daha ağır yaşarlar. Bu kişiler için bu ilişkisel kayıpların travmatik bir hal alması çok daha olasıdır. Benzer şekilde, ilişkinin sonlandırılma nedeni ve şekli de oldukça önemlidir. Örneğin, bir başka kişi nedeniyle terk edilme ile “seni seviyorum ama yine de bir şeyler yerine oturmuyor, durmadan tartışıyoruz, senin aradığın kişi ben değilim, iyisi mi yol yakınken ayrılalım” arasında, yaşanacaklar ve ayrılığın kişi üzerindeki etkileri açısından çok fark olacaktır.

Hejan Epözdemir, Klinik Psikolog - DBE Yetişkin ve Aile Psikolojik Danışmanlık Merkezi

İçeriği Paylaş:

Benzer İçerikler :

Kendine Güven ve Kendilik Sistemi

Bu yazıda “kendilik sistemi” ve bu sistemin bir parçası olan “kendine güven” kavramı ayrıntılı bir şekilde açıklanmaya çalışılacaktır. ...

Uçak Korkusu ile Baş Etme Teknikleri

Fobi terimi Yunanca “phobos”tan gelir. Phobos ‘uçmak, panik, terör’ anlamlarını taşır. Phobos adlı Yunan tanrısı, düşmanında korku ve ...

Ne Kadar İyimsersiniz? Kendinizi Hemen Test Edin.

Aşağıdaki ifadeleri okuyun ve bu ifadeleri gerçekten yaşadığınızı hayal edin. Bazılarını daha önceden hiç yaşamamış olabilirsiniz. Size en yakın olan cevabı...

Aşık Anne Sendromu

Evlilik; iki kişinin aile kurmak üzere, kanunların uygun gördüğü şartlarda, ruhen ve bedenen ömür boyu sürecek şekilde bir araya gelmesi diye tanımlanır. Bu ...

İlginizi Çekebilir :

Beyin ve Zeka

Zekaya olan ilgi, geçtiğimiz yüzyıl boyunca kimi zaman artan kimi zaman azalan bir çizgi izlese de bilim adamlarının yanıt aradıkları sorular aşağı yukarı hep ...

Kendine Güven ve Kendilik Sistemi

Bu yazıda “kendilik sistemi” ve bu sistemin bir parçası olan “kendine güven” kavramı ayrıntılı bir şekilde açıklanmaya çalışılacaktır. ...

Duygusal ve Fiziksel Çöküntü Durumu, Tükenmişlik

Büyükşehirlerde yaşam şartları, ekonomik dengeler, yoğun iş temposu ve teknoloji kullanımı sonucunda yalnızlaşmanın artması, insanoğlunun doğadan ve kendi...

Mükemmeliyetçiliğin Depresyonla Bağlantısı

Hemen hemen herkes, “her şeye sahip” –güç, prestij, hayranlık, sevgi dolu bir aile, pek çok arkadaş ve güvenli bir gelecek- gibi görünen ...