Emre Konuk

Fast Food ve Depresyon - II

Geçtiğimiz hafta, hızlı tüketim gıdalarının, fiziksel sağlık ile olduğu gibi, psikolojik sağlık ile ilişkisi olduğuna dair bilimsel bulgulara ulaşıldığından söz etmiştik. Mart ayında yayımlanan bir araştırmanın fast food ile depresyon arasında bir ilişki bulunduğunu ortaya koyduğunu söylemiş ve bu araştırmanın kapsam ve yöntemlerinden bahsetmiştik. Bugün ise sonuçları üzerine konuşacağız.

Sonuçlara geçmeden önce kısaca hatırlatalım: İspanya’da gerçekleÅŸtirilen araÅŸtırmada, yaklaşık 9.000 kiÅŸi, yaklaşık altı yıl boyunca takip edildi. GeçmiÅŸ depresyon tanısı bulunmadığı ve antidepresan ilaç kullanımı olmayan katılımcılar, çalışmanın başında beslenme alışkanlıkları ve çalışmanın sonunda depresyon tanısı bakımından deÄŸerlendirildiler. GeçmiÅŸte klinik ölçütlerde depresyon tanısı almış ve/veya antidepresan ilaç kullanmış olan bireyler, çalışmanın dışında tutuldular. Bu kiÅŸilerin yanı sıra, kardiyovasküler sistem, diyabet, ve hipertansiyon rahatsızlıkları olan kiÅŸiler de çalışmanın dışında bırakıldılar. AraÅŸtırmada, fast food tüketim sıklığı ve depresyon/ilaç deÄŸiÅŸkenlerine ek olarak, katılımcıların beslenme alışkanlıklarını etkileyebileceÄŸi düşünülen; cinsiyet, yaÅŸ, kütle beden indeksi, fiziksel hareketlilik seviyesi, saÄŸlıklı besin tüketimi gibi diÄŸer bazı deÄŸiÅŸkenler de incelendi.

Araştırmanın metodolojisinden bahsederken katılımcıların hamburger, pizza, sosis ve türevleri gibi ve hazır olarak satılan kek, çörek gibi hızlı tüketim gıdalarını tüketme sıklıklarının ölçümlendiğini ve daha sonra, besin tipine göre beş gruba ayrıldıklarını söylemiştik. Fast food tüketim sıklığına göre belirlenen bu gruplar, çalışmanın sonunda depresyon puanları bakımından kıyaslandılar. Gelelim sonuçlara:

Çalışmanın sonunda 8.964 katılımcı arasından 493’ünde klinik ölçütlerde depresyon görüldüğü belirlendi.

En sık fast food tüketen gruptakiler ile en seyrek fast food tüketen gruptakiler arasında, depresyon riski bakımından anlamlı bir farklılık tespit edildi. En sık tüketenler, en seyrek tüketenlere göre yüzde 37 daha yüksek risk taşıyorlardı. En sık fast food ile beslenen gruptakilerin 118’ine depresyon tanısı konulurken, en seyrek tüketenlerde bu sayı 97’ydi.

Besin tipine göre aralarda bulunan gruplar (2., 3., ve 4. grup) ile en az fast food tüketen grup arasında depresyon riski bakımından anlamlı bir farklılık görülmedi. Burada, “anlamlı” farklılığın gündelik hayatta kullandığımız manada deÄŸil, istatistiksel hesaplarla ilgili olduÄŸunu belirtmekte fayda var.

Araştırmacılara göre, fast food tüketimi arttıkça depresyon riski de artıyor. Geçmişte depresyon tanısı almış ve/veya antidepresan ilaç kullanan kişilerin araştırmaya dahil edilmemiş olması, başka bir deyişle, depresyonun beslenme alışkanlığından önce var olmaması, fast food-depresyon ilişkisinin yönünü tahmin edebilmek bakımından önem taşıyor; yani, araştırmanın artılarından. Cinsiyet, yaş, kütle beden indeksi, fiziksel hareketlilik seviyesi, ve sağlıklı besin tüketimi gibi depresyon ile ilişkili olabileceği varsayılan diğer birtakım değişkenlerin istatistiksel analizler aracılığıyla kontrol altına alınması da bazı alternatif açıklamaları elemeye yardımcı oluyor; bu da araştırmanın diğer bir artısı. Peki, araştırmanın zayıf yönleri neler?

Fast food ve depresyon arasında neden-sonuç ilişkisine dair bir fikir yürütmek mümkün olsa da bunu kesin olarak belirlemek mümkün değil. Öncelikle, araştırmacılar her ne kadar bazı değişkenlerin etkisini kontrol altına aldılarsa da depresyon riskini arttırabilecek her bir değişkeni belirlemek ve kontrol altına almak olası değil. Her bir katılımcının araştırmanın erişmediği birer yaşamı var, ve depresyon çok çeşitli hayat olaylarına ve hayat koşullarına bağlı olarak gelişebilir. En sık fast food tüketen gruptakilerin beslenme alışkanlıkları sebebiyle veya yalnızca beslenme alışkanlıkları sebebiyle depresyon geçirdiklerini söyleyemeyiz. Kesin bir neden-sonuç ilişkisi belirlemeye dair çok önemli bir başka engel de söz konusu beslenme şeklinin ve depresyonun her ikisinin, üçüncü bir unsurdan kaynaklanma olasılığı; farklı bir unsur, hem fast food tüketimini hem de depresyon riskini arttırıyor olabilir. Örneğin, sık fast food tüketen ve depresyon yatkınlığı yüksek olan bireylerin belirleyici kişilik özellikleri veya sosyal ilişkileri olabilir.

Araştırma, beslenme alışkanlıkları bakımından yalnızca belirli gruplara odaklanıyor. Bu da araştırmanın toplumun geneline uyarlanması bakımından bazı kısıtlılıklar getiriyor.

Pek çok çalışmada olduğu gibi bu araştırmada da fast food tüketim sıklığını ve depresyon tanısı alıp almadıklarını belirlemek için kişinin kendi bildirimine dayalı değerlendirmeler kullanılıyor. Katılımcılar her zaman objektif olamadıklarından, bu tip testlerde güvenilirlik tamamen arzu edildiği seviyede olamayabiliyor.

Her araÅŸtırmanın güçlü ve zayıf yönlerini tartışmak mümkün, ancak bunun önemli bir çalışma olduÄŸunu atlamamakta fayda var. Hem araÅŸtırma bir yana, “saÄŸlık” deyince aklına ilk hamburger gelen var mı?

Kaynak

Sánchez-Villegas, A., Toledo, E., de Irala, J., Ruiz-Canela, M., Pla-Vidal, J., & Martínez-González, M. A. (2012). Fast food linked to depression. Public Health Nutrition, 15(03), 424-432.

19.04.2012

Benzer İçerikler :

İstanbul Nereye?

Geçen hafta yanına yaklaşılmaması, daha doğrusu uzak durulması gereken kadın ve erkeklerden söz etmiştik. Aslında daha önce yayınlanmış bir yazıydı. Ama ...

Kendimizi GeliÅŸtirirken

EÅŸlerin bir ÅŸikâyetle terapiye baÅŸvurma tarihi pek de öyle eskiye dayanmaz. Eskiden yen kırılır kol içinde kalır, ya da tam tersi olabilir hesabı, çarÅ...

Epigenetik İlkeler - II

Geçtiğimiz hafta, insanı ve insan yaşamını çalışanların sorguladıkları başlıca felsefi sorulardan birini ele almıştık: Doğa mı (genetik mi) yoksa yetiştirilme ...

Motivasyon - III

Geçen yazımızda motivasyon kuramının tarihsel sürecini ele almış ve bunun iş dünyası için ne anlama geldiğini paylaşmıştık. Bilimin ortaya koyduğu bulgularla...

İlginizi Çekebilir :

Keşif Alanlarını Desteklemek

İnanması ne kadar güç olsa da, insanoğlunun dünyaya getirdiği minik insancıklar, hayatta kalmalarını sağlayan bir dolu refleks, duyu, dürtü, her yaşantıyı ...

Kendimizi GeliÅŸtirirken

EÅŸlerin bir ÅŸikâyetle terapiye baÅŸvurma tarihi pek de öyle eskiye dayanmaz. Eskiden yen kırılır kol içinde kalır, ya da tam tersi olabilir hesabı, çarÅ...

Beyin Yıkama - 2

Geçen hafta beyin yıkamanın ne olduÄŸundan söz etmiÅŸ ve örnek olarak Patricia Hearst olayını vermiÅŸtik.  Patricia Hearst’ın zalimce SLA tarafından ...

Hayal Kurmak Bedava

Geçen hafta İstanbul'un dünya metropolleri içinde en güvenli olanlarından biri olduğunu ama bunun böyle devam etmeyeceğini söyledik. İstanbul'un...