Emre Konuk

Zihnimiz Bize Nasıl Kazık Atar 2

Geçen hafta sizlere zihnimizin nasıl çalıştığını anlatmaya çalışmıştım. Özetlersek, zihnimiz öncelikli olarak yaşamı sürdürmeye, hayatta kalmaya yarayan mekanizmaların işletilmesine programlanmış durumda. İnsan zihninin bu temel motivasyonu ve yetisi şüphesiz hayatta kalmamız için oldukça işlevsel. Özellikle de güvenlik ihtiyacının yoğun olduğu çok eski zamanlarda zihnimizin en ufak uyarıcılara karşı hassasiyeti hayati önem arz etmekte; hatta türümüzün devamını borçlu olduğumuz yeteneklerimizin başında gelmekte.

Hayatta kalabilmek yüzbin yıl önce çok daha öncelikli bir sorundu. Günümüzün büyük kısmı buna ayrılmıştı. Bu günün koÅŸulları söz konusu olduÄŸunda, zihnimiz çok daha farklı kriterlere göre hareket ediyor diyebiliriz. Ancak genetik tasarım, dış dünyanın deÄŸiÅŸimine aynı hızda ayak uyduramıyor. Yani zihnimiz hala, çoÄŸu zaman gerek olmasa bile durmadan “hayatta kalmaya” çalışıyor.

Kısacası, zihinsel faaliyetlerimizin ve buna bağlı olarak davranışlarımızın pek çoğunu bu güdüye, yani yaşamı sürdürme güdüsüne bağlayabiliriz. İnançlarımızın da böyle bir fonksiyonu olduğunu, yani yaşamı sürdürebilmek için realiteyi bozup yeniden şekillendirdiğini söyleyebiliriz.

Araştırmalar insan zihninin inançlar doğrultusunda kanıtları bile çarpıtabildiğini, hatta işine gelmediğinde bu kanıtları hesaba katmadığını ve kendi inancına hizmet eden verileri yanlış bir şekilde ilişkilendirerek kendi düşüncesine benzettiğini ortaya koymakta.

İşte bu hafta sizlere zihnimizin bu doÄŸrultuda nasıl bizi yanıltabildiÄŸinden bahsediyor olacağım. Daha doÄŸrusu inançlarımızın ve kiÅŸisel düşüncelerimizin algılarımızı, bellek süreçlerimizi hatta objektif kanıtları bile nasıl çarpıtabildiÄŸini gösteren deneylerden…

Bu deneylerden ilki, katılımcıların idam cezası ile ilgili inançlarının objektif kanıtları içeren raporları okuduktan sonra nasıl şekillendiğini araştırıyor. Bu deney için idam cezasını tamamen destekleyen ya da idam cezasına tamamen karşı, keskin inançları olan kişilerden oluşturulan 2 grup seçiliyor. Bu konuda kararsız olan ya da net inançları olmayan kişiler ise deneye alınmıyor.

Araştırma ekibi, 2 gruba okutulmak üzere 4 tane rapor hazırlıyor. Tamamen uydurmaca olan bu raporlardan 2 tanesi, tüm eyaletler için idam cezasından önce ve sonra işlenen suç oranlarını kapsıyor. Birinci grup çalışma olarak adlandıracağımız bu raporlardan bir tanesi idam cezasının caydırıcı olduğunu, diğeri ise olmadığını gösteriyor.

Diğer iki rapor ise, idam cezasının uygulandığı ve uygulanmadığı eyaletlerdeki suç oranlarını karşılaştırıyor. İkinci grup çalışma olarak adlandıracağımız bu iki rapordan birisi yine idam cezasının caydırıcı olduğunu, diğeri de olmadığını kanıtlayan bulguları içeriyor.

Deneyde katılımcılara idam cezası ve suç oranları ile ilgili bir dizi çalışma yapıldığı söyleniyor ve bu çalışmaların sonucunda elde edilen bulgular deneklere okutuluyor. Denekler öncelikle birinci ve ikinci grup çalışmadan birer rapor okuyorlar.

Bu raporlardan biri idam cezasının etkili olduğunu, diğeri ise olmadığını gösteriyor. Yani denekler önce birinci gruptan idam cezasının etkili olduğunu kanıtlayan raporu, sonra da ikinci grup çalışmadan idam cezasının etkili olmadığını gösteren raporu okuyorlar. Ya da tam tersi, önce birinci çalışmadan idam cezasının etkisiz olduğunu gösteren raporu, sonra ise ikinci çalışmadan idam cezasının etkili olduğunu gösteren raporu okuyorlar.

Deney sırasında katılımcıların idam cezasına yönelik inanç ve düşünceleri ilk rapor ve ikinci rapor okunduktan sonra ölçülüyor. Peki sonuçlar ne çıkıyor dersiniz? Bir an için kendi içinize dönün ve idam cezası ile ilgili inancınızı sorgulayın. Siz böyle bir deneyde yer alsaydınız acaba idam cezasını destekleyen ve desteklemeyen 2 farklı raporu okuduktan sonra neye inanırdınız?

Deneyin sonucunda 4 önemli bulgu çıkıyor ortaya:

1- Her bir katılımcı kendi inancıyla uyumlu olan raporu, uyumlu olmayan rapora göre daha “ikna edici” ve daha “iyi yapılmış” buluyor. Burada inancın hangi yönde olduÄŸuna dair anlamlı bir farklılık bulunmuyor. Sadece kendi fikirleri ile uyumlu olup, olmaması belirleyici kriter oluyor.
2- Katılımcılar kendi görüşlerinin ya da inançlarının aksini kanıtlayan raporlardaki eksik ya da yanlışları kolayca bulurken, kendi inançlarıyla uyumlu görüşleri içeren raporlarda ise hiç eksik ya da hata bildirmiyorlar.
3- Sonuçlar gösteriyor ki, eğer ilk okunan rapor katılımcıların inançları doğrultusunda ise, inançları güçleniyor; eğer değilse inançları değişmiyor. Yani kişiler kanıtları ancak kendi inançları ile uyumlu ise kabul ediyorlar, eğer değilse hiç dikkate almıyorlar.

Yerimiz bu kadar. Haftaya devam.
08.03.2009

Benzer İçerikler :

Çalışan Bağlılığı ve Kişiliğim 3

İşe, birkaç hafta önce, Davranış Bilimleri Enstitüsü’nde yaptığımız “kiÅŸilik özellikleri ile evlilik uyumu” arasındaki iliÅŸkileri irdeleyen ...

Duygusal Ekonomi

Neden çok yakınımda bir sürü banka şubesi olduğu halde bir kilometre uzaklıktaki şubeyi seçiyorum? Neden kahve içebileceğim bir çok kafe varken hep birine ...

Egzersizin faydaları I

Çoğumuz spor ve egzersiz yapmak deyince, ya kalp krizini önlemeyi ya da zayıflamayı anlarız. İşte egzersizin faydaları. Egzersiz ve Bağışıklık...

Hayatın Tuzakları 4

Bayağı bir haftadır travmalardan ve hayatın tuzaklarından söz ediyoruz. Son yazıda travmalarımızdan, hayatın tuzaklarından ve onların verdiÄŸi acÄ...

İlginizi Çekebilir :

Topluluk ile İlişki - 2

Geçen hafta, mutlu olabilmek için yaşadığımız topluluk ile olan ilişkilerimizin önemine dair bir giriş yaptık. Özetle, içinde yaşadığımız topluluk ile olan...

Yetkinlikler Meselesi 5

Geçen hafta, “Yetkinlikler Meselesi” ile ilgili olarak yanlış anlaşılan bir kaç noktayı netliÄŸe kavuÅŸturmaya çalışmıştık. Parantezi kapayÄ...

Müşteriler Neden Markalarla Evlenir

Geçen hafta Marka evliliğinden, daha doğrusu markayla evlenmekten söz ettik. Deyim çok yerindeydi çünkü evlilik demek, bağlanmak yani duygusal bağlar...

Motivasyon - IV

Biliyorsunuz bir süredir köşemizde motivasyon kuramını gözden geçiriyoruz. Geçen hafta, performansı arttırmak için başvurulan ödül veya cezaların belli...