Post-Modern Kadının Yeni Kaygısı: “Tren Kaçıyor”

Post-Modern Kadının Yeni Kaygısı: “Tren Kaçıyor”

Gelişmekte olan ülkemizde daha düne kadar iş dünyasının üvey evlatları kadınlar, bugün aynı dünyanın vazgeçilmez, hırslı, başarılı patronları, işçileri, avukatları. Eğitim seviyesinin yükselmesiyle, meslek yaşamına adım atmanın 30’lu yaşlara dayandığı bugünün Türkiye’sinde, kadınların iş, aile ve sosyal hayatta giderek daha çok söz sahibi olduğunu görüyoruz. Ama bu durumun beklenilenin aksine kendi içinde başka kaygıları doğurduğunu gözlemliyoruz.

Bundan yaklaşık 8-10 yıl önce Feminizm ve Süper Kadın İmajı başlıklı bir araştırma yapmıştım. Araştırma katılımcıların; kadınların iş, aile ve sosyal hayatta erkeklerle eşit haklara sahip olmasına bakış açısı ile iş dünyasının yeni sayılabilecek oyuncuları çalışan kadınların, bir eş ve bir anne olarak nasıl algılandığına ilişkin görüşlerinin karşılaştırılmasına yönelikti. Sonuçlar, dönemin ünlü bir ped markasının reklam sloganıyla birebir örtüşüyordu: Çocuk da Yaparım Kariyer de!

Evet, bundan yaklaşık 8-10 yıl önce kadınlar ‘Hem çocuk yaparım, hem de kariyer’ diyorlardı. Erkekler ise, özellikle ekonomik nedenlerle kadınların evdeki mevcut sorumluluklarını aksatmamaları şartı ile iş hayatındaki varlıklarına alışmaya ve bu durumu kabullenmeye başlamışlardı; yani “Yemeğini yapsın, çamaşırını yıkasın, çocuğuna baksın, bu şartlar dahilinde okumasına, çalışmasına karşı değilim hatta destekliyorum, bu zamanda geçinmek kolay mı” der gibiydiler. Onca yıldan sonra yani bugün, erkekler hala aynı fikirde gibi görünüyor, hatta durumu daha da kanıksamış vaziyetteler. Peki ya kadınlar?

Çalışan kadınlar için ise durum biraz değişmiş gibi: “Kariyer, iş-güç derken, yaşım geldi çattı ama bırakın çocuğu daha evlenemedim bile” diyor artık kadınlar. Yani cümleyi büyük olasılıkla tersten söylüyorlar: “Kariyer yaparım, o kolay da, ya çocuk?”

Son zamanlarda 30’lu yaşlarda, kariyer sahibi ama bekâr pek çok çalışan kadın danışanımızın “Yaşım geçiyor, bir an önce evlenip, çocuk yapmam lazım ama henüz uygun bir eş adayı bile yok” diye yakındığını görüyoruz. Bu danışanların aslında çok kısa zamanda evlenmek gibi öyle yoğun bir istekleri yok, hayatlarından ve bekarlığın konforudan memnun gibiler; ama gel gelelim ki, anne olma isteği ve yalnız kalacağım korkusu bu kaygıyı tetikliyor ve tabii ki beraberinde kişinin kendisiyle ilgili pek çok olumsuz duygu, düşünce ve inancı da. Sonuç ise içinden çıkılmaz bir döngü: Bir yanda anne olma isteği, toplumsal ve ailevi baskılar, akranlarının evli olması ve yalnız kalma korkusu, diğer yanda ise bekârlığın sultanlığı ve konforu, hedefler, kariyer planları. Bu durumda da zihnin ekonomi prensibi işliyor tabii; çelişkiden hoşlanmayan zihin bir bakıyorsunuz bilinçdışı bir çözüm bulmuş ve bu güncel çelişkiden uzaklaştırmış kendini! Nasıl mı? Tabii ki (aile terapisi diliyle) tali mesele, suni gündem, işlevi olan semptom; yani depresif duygular, takıntılar, kaygı sorunları vs.

Peki, çoğu iyi eğitimli, zeki ve başarılı bu çalışan kadınlar ne oluyor da, en güzel yaşlarında, 30’larında böyle yoğun bir sıkıntı yaşıyorlar dersiniz?

İş mi, Aile mi?

Cumhuriyetin kuruluşu ile birlikte sanayileşmeye yönelen ülkemizde, iş hayatında daha aktif roller almaya başlayan kadınlar, o zamana kadar temel değer olan iyi bir ev hanımı, eş ve anne olmak ile yükselen değer kadının meslek sahibi olması arasında sıkışıp kalmaya başladı. Bu noktada, “Çocuk da yaparım, kariyer de” diyen çalışan kadınlar kendilerini büyük bir yükün altında buldular. Daha da ötesinde tüm çabalarına rağmen, en ufak bir aksaklıkta iyi bir anne, eş veya çalışan olmadıklarını ima eden ciddi eleştirilere maruz kaldılar ve hangisine ağırlık verseler, diğerini ihmal ettikleri duygusuyla hep sıkıntı duydular. Bu zamanlarda İK'nın gözde konusu, İş-özel hayat dengesi çalışan kadınlar için en çok konuşulur tema haline geldi; hala da gündemden düşmüş değil.

Bir diğer grup, geleneksel yaklaşıma daha yakındı; kadın “Önce aile, sonra iş” dedi. Ama sonuç olarak ya hiç iş hayatına girmedi ya da iş hayatında arzu ettiği yere gelemedi.

Son grup ise, bugünün ağırlıklı post-modern kadınını yansıtıyordu: kadın önce kariyer, sonra eş ve çocuk dedi ama evdeki hesap yine çarşıya uymadı ve eğitim, kariyer derken aile kurmaya ya vakt olmadı ya da tren kaçtı paniğiyle huzur kalmadı.

Çıtayı Yükseltmek

İş hayatında daha kalifiye görevlerde yer almaya başlayan kadınlardaki bu değişim, özel hayatlarına da yansıtıyor. Tablo net; tahsilli ve kariyer sahibi post-modern kadının, zamanla beklentileri de yükselmeye, daha seçici olmaya, deyim yerindeyse ince eleyip, sık dokumaya başlıyor, derken zaman geçiyor ve 30’lu yaşlara geliniyor. Tamam iyi, artık evlenip, birkaç yıla çocuk sahibi olabilirim derken, post-modern kadın için başka bir sorun daha ortaya çıkıyor: kendi standartlarına ve beklentilerine uygun adayı bulmak! Artık işler daha zor; çünkü etraflarındaki kişiler ya evli oluyor ya da hayallerindeki beyaz atlı prense benzemiyor!

Mahalle Baskısı

Geleneksellikten post-modernliğe geçişte sıkışıp kalan çalışan kadın için bir diğer faktör, daha sosyo-kültürel bir temaya işaret ediyor. Nitekim eğitiminiz, işiniz, pozisyonunuz ne olursa olsun içinde bulunduğunuz kültür ve değerler bir şekilde hayatınızda hep izlerini sürdürüyor. Mesela “evde kalmak” diye bir deyim vardır, bilirsiniz. Bu deyimin erkekler için kullanıldığını hiç duydunuz mu? Ya da hiç, bir erkeğin ciddi ciddi “Evde kaldım” diye yakındığını ya da bir annenin oğluna “Böyle giderse evde kalacaksın oğlum” dediğini? Bu gibi ifadeleri genellikle kadınlardan ve kız annelerinden duyarız değil mi? Peki ya neden sizce? Yani 30 una gelmiş kadın evde kalmış oluyor da, 30 una hatta 40 ına gelmiş erkek evde kalmış olmuyor mu? Bir kere düşünün evde kalmak, size neyi çağrıştırıyor? Biraz eskilere gidin, kadının çalışmadığı zamanlarda bir genç kız için en büyük hayal neydi? İyi bir talip ve beyaz gelinlik! Bu şansı yakalayanlar anne evinde kalmaktan, eş evinde kalmaya terfi ederken, kaçıranlar ise “evde kalmış” kadın etiketini yiyorlardı; hatta bu konuda o kadar yaratıcıydık ki “EKKK-Evde Kalmış Kız Kurusu” diye bir söylem bile geliştirdik.

Gel gelelim bugün şartlar değişti. Post-modern kadın artık evde değil, koca binaların, prestijli şirketlerin ofislerinde oturuyor, el işi yerine eli kalem, bilgisayar tutuyor ama hala evde kaldım diyor; o demese de annesi, ninesi, komşusu demekten geri kalmıyor. Yani şartlar değişiyor, dünya değişiyor ama “evde kaldım” deyimi ve yarattığı kaygı baki kalıyor.

Sosyal Statü Olarak Evlilik

Kadınlar için, evlilik ve geleneksel değer “iyi bir eş ve anne olmak”, aynı zamanda toplumsal açıdan beklenir ve arzu edilir bir sosyal statü ve tabii ki gelişimsel düzeyin bir parçası. Bu durum, sosyal çevre ve ilişkilere de yansıyor tabii. Mesela “tren kaçıyor paniğini” yaşayan danışanlarımızın sık sık “Bütün arkadaşlarım evli, bir yere gitmek istesem ya herkes çift geliyor ya da kimse gelmiyor. Bekar olmak güzel de, böyle giderse etrafımda kimse kalmayacak” dediğini duyarız.

Peki Ne Yapmalı?

Post-modern kadının çıkmazı; geleneksel değer iyi bir anne-eş olmak ile yükselen değer kariyer yapmak arasında kalmak!

Bu sıkışmışlığın kendisi, “eyvah tren kaçıyor” paniğinin tetikleyicisi. Halbuki ne kariyer yapmak, anne olmaya engel; ne de iş hayatında yükselmek, aile kurmaya!

Peki ne yapmalı? Şimdi size söylemesi kolay, yapması çok zor bir reçete veriyorum “barışmak”. Kiminle mi? Bir yandan anne olmak isteyen, diğer yandan kariyer yapmak isteyen ve bir türlü uzlaşamayan içinizdeki iki kadınla barışmak, daha doğrusu onları barıştırmak!

Seninle Dergisi / 01.11.2012

İçeriği Paylaş:

Benzer İçerikler :

Depresyondaki Ebeveynin Çocuğuna Söyleyebileceği 7 Şey

“Genellikle ağladığımı çocuklarımdan saklayabilirim; fakat son zamanlarda birkaç defa yakalandım. Çünkü çok sık yanıma geliyorlar. İlkokula giden çocuğum ...

Salgınlar ve Hastalık Korkusu İçin Çareleriniz Mevcut

Son zamanlarda başta Çin olmak üzere tüm dünyada bir salgın sıkıntısıyla karşı karşıyayız. Güncel rakamlar henüz endişe verici bir seviyede değil, ülkemiz ve...

İlişkiyi sonlandırmaktan korkmamanız için 5 neden

'Ayrılığın acısı geçer, ilişkiyi sürdürmenin acısı geçmez.' Bazı çiftler kendini yaşadığı ilişkide sıkışmış şekilde bulur -ne ilişkiyi geliştirmeyi ...

Kendine Güven ve Kendilik Sistemi

Bu yazıda “kendilik sistemi” ve bu sistemin bir parçası olan “kendine güven” kavramı ayrıntılı bir şekilde açıklanmaya çalışılacaktır. ...

İlginizi Çekebilir :

Bilgisayarimdaki Virüs: Travma

Bir metafor olarak zihnimizi bilgisayara benzetecek olursak, travma virüs oluyor ve virüs işletim sisteminin ya da hard diskteki dosyaların bozulmasına neden ...

EMDR ve Obsesif Kompulsif Bozukluğu’nun Tedavisi 

EMDR ve Obsesif Kompulsif Bozukluğu’nun Tedavisi OKB’nin tedavi edilmesinde EMDR’ın etkili olduğunu gösteren birkaç va...

Ensest

Ensest, evrensel ve ötedenberi süregelen bir yara olup, biyolojik anlamda kan bağı olan aile bireyleri arasındaki ilişki olarak tanımlanabilir....

Evlilik yorgunu olmamak için ne yapmalı?

Washington Üniversitesi öğretim üyesi, Seattle Evlilik ve Aile Enstitüsü kurucusu, dünyaca ünlü ilişki uzmanı Prof. Dr. John Gottman’ın evlilik yorgunu ...