Eğitimde Korkunun İzi
Korku: "Bir tehlike veya tehlikenin olabileceği durum karşısında duyulan kaygı ..."
Dünya deÄŸiÅŸiyor, bütün deÄŸerler de revizyondan geçiyor. ÇoÄŸu kiÅŸi, 21. yüzyılı ‘Bilginin altın çağı’ olarak tanımlıyor. Peki kendimizi pek sık kıyasladığımız geliÅŸmiÅŸ batı toplumları bu çaÄŸa ayak uydurmak için eÄŸitim reformları yaparken, biz yeterli sayıda öğretmen ile yeterli sayıda öğrenciye ulaşıp onlara kaliteli eÄŸitim verebiliyor muyuz?
Bütün bunlardan da anlaşılacağı gibi eğitimde korkutmanın ve bastırmanın etkileri çocuklarda negatif etkiler yaratıp bazen de kronik hale gelmesine sebep olur. Dünya değişip ileri teknolojilerini eğitime yansıtırken, öğrenci merkezli eğitim yapıp araştırmacı-deneysel eğitim programları uygularken bizim eğitimcilerimizden baskısız, düşünmeye ve soru sormaya motive eden, iletişim kanalları açık olan bir eğitim sistemi istememiz herhalde çok fazla olmayacaktır.
EÄŸitim sadece geliÅŸen çaÄŸa ayak uydurmak için deÄŸil, aynı zamanda insanın kendini gerçekleÅŸtirme dürtüsünü tatmin için de çok önemli bir araçtır. A. Maslow’un İhtiyaçlar HiyerarÅŸisine göre; basit fizyolojik ihtiyaçlarımızı karşıladıktan sonra piramidin en tepesinde kendini topluma kabul ettirme ve sevdirme yer alır. Bu da ancak iyi bir eÄŸitim sonucu oluÅŸan kendine güven ile oluÅŸur.
Bunların yanı sıra yaşadığımız çevre ve aldığımız eğitim bizi biz yapan yapı taşlarıdır. Örneğin Gothe, kişiliği bilgilenme ve koşulların oluşturduğunu söyler. İnsan duyguları birçok kez bu etkilerin sonucunda şekillenir.
EÄŸitimin bütün bu etkilerini belirttikten sonra, gerçek ve kaliteli bir eÄŸitimin nasıl olması, çocuÄŸa ne kazandıracağı aksi takdirde onlardan neleri alıp götüreceÄŸine bakacak olursak; eÄŸitimdeki en büyük engelin korku olduÄŸunu görürüz. Çocuk annesinden veya alışıp güvendiÄŸi ortamından ilk defa ciddi anlamda uzaklaşıp yepyeni bir dünyaya adım atmaktadır. Aynı güven bağını kurabileceÄŸi bir yetiÅŸkin arar, bu çoÄŸu kez sınıf öğretmeni olur. Ona sevgi ve ÅŸefkat ile yaklaÅŸan öğretmenini benimser ve sosyalleÅŸmeye baÅŸlar. Aksi olan bir durumu düşünürsek, örneÄŸin sıkça bağıran hatta arada fiziksel ÅŸiddet gösteren bir öğretmen ile herhangi bir duygusal baÄŸ kurması mümkün olmayacaktır.Bunun sonucunda da okula gitmede isteksizlik veya motivasyon kaybı gibi problemler ortaya çıkacaktır. Herzberg’in motivasyon teorisine göre baÅŸarı takdir edilme, ilerleme ve yükselme imkanları motivasyon faktörleridir. Bu faktörler ile bireylerin çalışma isteÄŸi ve baÅŸarı arzusu artar. Bazı eÄŸitimcilerin yarattığı bir diÄŸer önemli konu da bir takım özel durumları olan çocukların üzerindeki psikolojik etkilerdir.ÖrneÄŸin, öğrenme bozukluÄŸu olan bir çocuÄŸu ele alalım. Zaten, kendini baÅŸarısız gördüğü okulda birde durmadan bağıran bir öğretmeninin olması güvenini daha da çok kıracak, hiçbir ÅŸeyi tam olarak yapamayacağı düşüncesi ile ya tamamen derslerinden kopacak ya da sıkça gördüğümüz içine kapanık bir yapı sergileyecektir.
Eğitimin bir diğer yüzü de aile içi eğitim değil midir? Hepimiz doğumdan itibaren dış dünya ile yoğun bir ilişki içine girip onu anlamaya çalışırız. Bu büyük turda bize en büyük rehberliği anne ve babalarımız yapar. Mizacımız yani doğuştan gelen, gen gibi özelliklerimiz ile oluşurken, karakterimiz öğrenme ile şekillenir. Buradan da anlaşılacağı gibi başta ailemizden öğrendiklerimiz daha sonra da toplumun bize kattıkları ile birbirimizden farklılaşır ve kimseye benzemeyen kişiliğimizi oluşuruz. Bütün bu öğrenme sürecinde çocuğu sindirip, bastırmak hayata dair olan öğrenme tutkusunun sekteye uğrayacağından, kendisini geliştirmede eksik ve yetersiz kalacaktır.
Disiplinin, çocuk yetiştirmedeki en temel unsurlardan biri olduğu bugün herkes tarafından bilinmekte. Fakat bunu yaparken anne ve babaların dikkatli olması gereken nokta, onları baskı ve yoğun bir kontrolün altına alacak, özbenliklerini veya kendilerine olan saygılarını zedeleyecek hareketler yapmamaktır. Onlara belirli kuralları baskı, bağırma,hakaret veya fiziksel şiddet olmadan da bir sistem içinde verebiliriz. Eğer anne ve babalar kendine yetebilen, sorumluluk sahibi ve özgür düşünebilen bireyler yetiştirmek istiyorlarsa korkutma ve sindirme yerine motive edici hareketler, çocuklarının pozitif taraflarını destekleyen tutumlar sergilemelidirler. Bütün bunlara bakarak disipilini çok dikkatli kullanılması gereken bir araç olarak görmek gerekir. Çünkü verdiğiniz eğitim ve güven onun hayatının ileri safhalarında karşılaşacağı güçlükleri aşmada çok önemli bir rol oynayacaktır.
Onu eğitirken, vereceğiniz tepkilerin yaptığı yanlış veya uygunsuz davranışı için olduğunu aslında onu sevdiğinizi alt mesaj olarak belirtmede yarar vardır. Bu onları yaptıkları yanlışa odaklayıp, iç sorgulamalarını unutturacaktır.
Çocukları eğitirken, çok yaygın olarak kullanılan yöntemlerden biri fiziksel şiddettir. Etkilerinin fizikselden çok psikolojik olduğu, hatta bazı durumlarda ileri yaşlarda ortaya çıkan bir takım psikolojik kökenli rahatsızlıklara yol açtığı artık ispatlanmış bir gerçektir. Bunun yanı sıra aile içi eğitimde bir de sözle göz korkutmalar yaşanır. Örneğin; anne/babanın bu davranışı tekrarlarsa onu sevmeyeceklerini söylemesi, terk etme tehdidinde bulunması, gerçekleşmesi mümkün olmayan şeyler hakkında göz korkutması (Şimdi oraya gelip bacaklarını kırarım, polisler-çingeneler gelip alsın seni...), veya onu utandıracak veya küçük düşürecek cezaların verilmesi çocukta büyük reaksiyonlara sebep olabilir.
Bütün bunların sonucunda ileri yaÅŸlarda kendine güveni olmayan, yaptığı ÅŸeyler için kendini sorgulayan, en kolay ÅŸeyler için bile çevredekilerden yardım isteyen,ürkek, huzursuz, hep yanlışı tekrarlayan doÄŸruya hiç ulaÅŸamadığını düşünen bireyler olacaklardır. Seligman’ın ÖğrenilmiÅŸ Çaresizlik teorisine göre, kötü yaÅŸam deneyimleri yaÅŸayan insanlar artık çaresizliklerini öğrendikleri için, depresyon geçirirler. Ne yaparlarsa yapsınlar hiçbir ÅŸeyi kontrol edemediklerini düşünüp, hayatlarında kötü giden her ÅŸeyi içselleÅŸtirirler. YaÅŸam deneyimlerimiz de çocukluktan baÅŸladığına göre yeni yetiÅŸen neslin yaÅŸamlarını kendi kontrolleri altına almalarını anne ve babalar saÄŸlayacaktır.
Kısaca özetlemek gerekirse, artık değişen aile yapıları ve eğitim modelleri ile eğitimde göz korkutmanın yerini anlayış ve toleransın alması gerektiğini vurgulanmaktadır. Bunların, genç ve çocuk nüfusun oldukça fazla olduğu toplumumuza da yansımaları eminim ki çok geç olmayacaktır...
Merve Soysal Başa, Uzman Klinik Psikolog - DBE Çocuk ve Genç Psikolojik Danışmanlık Merkezi
Benzer İçerikler :
Çocuk Yetiştirmenin Altın Kuralları Ebeveynlik becerileri deneyimlerle gelişen, çocuğun yaşına göre esneklik gösteren, aile ve çocuk arasındaki iletişimin ...
“Genç Beyni” genellikle bir tezat olarak algılanır ve dalga konusu olur, biyolojinin yanlış gittiÄŸi bir nokta olarak görülür. Nörobilimciler ...
Öfke; çocuklarda zaman zaman kabul edilebilir olarak görülen ve çocukları alarma geçiren bir duygu olarak bilinir. Çocuklarda öfke, kendilerinin yanlıÅ...
Telefon günlük ihtiyaçlarımızdan birisi ama sakıncaları, özellikle çocuklar için olan zararları unutulmamalıdır. Uzun süreli cep telefonu kullanımı dikkat,...
İlginizi Çekebilir :
Amacı ve Özellikleri Grup Terapisi; bir lider psikoterapist yönetiminde, bir grup katılımcının, bir arada psikoterapi aldığı formattır. Gruplar genel olarak ...
Çocuklar bize yaşama gücümüzü verirler. Hayatın yenilendiğini, çocukların sınırsız, çıkarsız sevinçlerinden fark ederiz. Bazen yaşama nedenimizdirler; bazen ...
Önümüzdeki günler liseye ve üniversiteye hazırlanan gençler için heyecanlı zamanlar. Aylardır hazırlandıkları sınavlar çok yaklaştı. Heyecan dorukta! He...
Dikkat EksikliÄŸi Ve Hiperaktivite BozukluÄŸu Olan Çocukların Aileleri Neler Yapmalı? 1. “Tedaviye gerek yok, büyüyünce geçer.” 2...






