Kalabalığın Aklı
Bugün dananın kuyruğu kopuyor. Bir rivayete göre fazla heyecan yapmamamız gerekiyor. Çünkü inanmamız gerekir ki Türk insanı her seçimde olduğu gibi bu sefer de aklını ve sağduyusunu harekete geçirecek ve seçimini ona göre yapacaktır.
Gerçi çocukluğumdan beri beni yönetenlere baktığımda kafam biraz karışıyor. Şöyle gerilere gidip “kimler geldi kimler geçti” diye bir bakayım dedim. İlk hatırladığım Adnan Menderes. İki resim var: Biri Kızılay Meydanı’nda, arabasından dışarı çıkmış, kalabalık tarafından tartaklanıyor. Yakası bir tarafta kravatı bir tarafta. İkincisi de darağacında. O sıralar ortaya çıkıp “yakında seçime gidiyoruz” deseydi, hem kendini kurtarırdı hem de askeri darbe geleneği başlamamış olurdu.
İsmet Paşa’ya doğrusu hep yakın hissetmişimdir kendimi. Ruh sağlığı en sağlam politikacıydı. İlkelerinden taviz vermezdi. Ağzını bozmadı, belden aşağı hiç çalışmadı. Mevhibe Hanım’la haftalık konserlerine giderlerdi. Yaz gelince denize çivileme atlaması meşhurdu. Ülkeyi demokrasiye geçirmesi belki de en büyük katkısıydı.
Demirel’i işlediği günahlardan ötürü affedemiyorum. Ecevit’le yıllar boyu süren didişmesi, çok güzel ve etkili bir cevap verdiğinde başını yana ve yukarı çevirmesi ve gözlerinde hep bu durumlarda gördüğüm zafer parıltısı, Türkiye’nin kutuplaşmasına katkısı, seçim meydanlarında buğday fiyatına rakipler ne veriyorsa onun daha da fazlasına söz vermesi, yine bir seçim yatırımı olarak emekliliği 40 yaşına çekmesi ve bütün bunları “hesap adamı” olmasıyla övünerek, yani neye mal olduğunu bilerek yapması kendisine olumlu duygular beslememi engelliyor. Tanrı affetsin.
Ecevit’e nedense fazla kızamıyorum. Belki Demirel’de algıladığım hastalıkların onda olmayışındandır. Çok uzun yıllar politika yaptı. Kendini hiç geliştirmedi, hiç değişmedi. Türkiye’nin AB’ye girmesini engelledi. Bir evin içinde yarım düzine kedi, günde 40 bardak çay ve Rahşan Hanım’la yaşadı. “Köy-kent” projesi dışında hiçbir projeden söz etmedi, sosyal demokrattı ama kendi partisinde demokrasiye izin vermedi, konsere, sinemaya, gece kulübüne gitmedi, hiçbir kadınla flört etmedi, hiç gülmedi.
İsmet Paşa’nın Türkiye’ye demokrasiyi getirmesinden sonra en köklü değişikliğe yol açan siyasetçi oldu. Ondan sonra herşey değişti. Özal bir sosyal demokrat olsaydı, paranın nasıl kazanılacağı ve nereye harcanacağı ile ilgili olarak değerlerimiz, çok farklı olurdu. Değerlerin yozlaşmasına hiç müdahale etmedi. Tabii bilinmez ama yine de sevabı bence günahından çok fazlaydı.
Erdoğan sahneye çıktığından beri ekonomiyi ve dış siyaseti iyi yönetti. Partisini merkeze oturtmak gibi, gerçekten zor olan projesine ivme kazandıramadı, iyi pazarlayamadı. Eğer başarırsa, yani partisinin gerçek bir merkez partisi gibi algılanmasını sağlarsa, bence üçüncü köklü değişikliği sağlayan politikacı olur ve Türkiye’de din ekseni etrafındaki tartışmalar ve kavgalar biter.
Diğer politikacıları da sıraladığımızda Türk milletinin ortak aklının seçimlerde bazen isabetli kararlar aldığını bazen de sapıttığını söyleyebiliriz. Bu sonucu Türk milletine iletsek, herhalde “politikacı vardı da seçmedik mi” diyecektir.
Bir de tabii sağduyudan ne anladığımız da önemli. Bir egzersiz yapalım:
1. AKP dışında üç parti; CHP, MHP ve DP meclise girer.
Sağduyu: Türk Milleti yine sağduyusunu gösterdi. Mecliste güçlü bir muhalefet yaratarak AKP’nin denetim altına alınmasını sağladı.
2. AKP tek parti olarak iktidarı elde etti.
Sağduyu: Türk milleti yine sağduyusunu gösterdi. Ülkeyi tekrar koalisyon girdabından kurtardı. AKP’ye bir şans daha tanıdı.
3. Hiçbir parti tek başına iktidar olamadı. Koalisyona gidilmesi gerekti.
Sağduyu: Türk milleti yine sağduyusunu gösterdi. Partilere ve liderlere şu mesajı verdi: “Artık uzlaşma kültürünü geliştirme zamanı geldi. Oturun ve memleket meseleleri etrafında anlaşmaya varın, yoksa AB’ye filan almazlar bizi” dedi.
Eminim Türk insanı bu seçimde de ortak aklını çalıştıracaktır.
22.07.2007
Benzer İçerikler :
Toplumsal Kanıt İlkesi Bundan 30 yıl kadar önce, İnsan Tarikatı adlı bir tarikatin üyeleri, San Fransisco’dan kalkıp Güney Amerika’daki bir ...
Bir kaç haftadır “Yetkinlikler Meselesi” ile ilgili yazdıklarım değişik tepkilere yol açtı. Bunların içinde önemli bir kısmı “kafasını...
Geçen hafta bizi neler mutlu eder ve neler mutlu etmez üzerinde durduk. Gördük ki,gelir düzeyi bir yere kadar mutluluğumuza katkıda bulunuyor, sonra bir etkisi ...
İddiamızı yineleyelim: 1. Bir iş yerinde çalışanların mutluluğunun artması; o iş yerinde satış, kar, verim, işten ayrılma, iş kazaları, ölümler gibi pek çok...
İlginizi Çekebilir :
Pozitif Psikoloji Klinik Psikoloji özellikle 2. Dünya Savaşından sonra, tıbbı kendine model olarak aldı ve ağırlıklı olarak hastalıklarla, yani iyi olanla ...
Geçtiğimiz hafta, hızlı tüketim gıdalarının, fiziksel sağlık ile olduğu gibi, psikolojik sağlık ile ilişkisi olduğuna dair bilimsel bulgulara ulaşıldığından...
Çalışan memnuniyetini ve bağlılığını belirleyen faktörleri artık iyi biliyoruz. Çalışan bağlılığına odaklı bir kurum kültürü, yönetim anlayışı ve yönetici ana ...
Okurlar bazı yazıları ısrarla kendilerine göndermemi isterler. Bu yazı en çok talep görenlerden biri. İki yıl önceye ait. İmbikten geçmiş uzman görüşü, bayram ...

