Yeme Alışkanlığını Düzenlemek Sigara Bırakmaktan Zor

Yeme Alışkanlığını Düzenlemek Sigara Bırakmaktan Zor

Daha zayıf ve sağlıklı olmak isteyen binlerce insandan, egzersiz programlarını aksatmayan, diyetisyenlerinin sözünden çıkmayan, rejim reçetelerini ellerinden düşürmeyenlerin büyük bir bölümü, bu gayretlerinin meyvesini topluyor. DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Başkanı Uzman Psikolog Emre Konuk’a göre ise, asıl mücadele bundan sonra başlıyor. Çünkü verilen kiloların aynı hızla geri alınması ne yazık ki çok sık yaşanan bir durum ve zayıflamak isteyen kişinin psikolojisini altüst edebiliyor. Emre Konuk ile “kısır döngü” olarak adlandırıldığı bu konunun üstesinden nasıl gelinebileceğini konuşurken, obezite ve zayıflama ile ilgili şaşırtıcı bilgilerde edindik.

Türkiye’de kilolu insanların sayısı ne zaman gözle görülür bir artış göstermeye başladı? Özellikle Anoreksiya ve Bulimia 80’lerde Amerika’da baş belasıydı. 90’ların ortasında bu vakalar bizde de yaşanmaya başladı. Sonrasında da sağlıklı beslenme ve rejim programlarıyla uğraşan profesyonellerin sayısı arttı. Tüm dünyada böyle, kadınlar zayıf yada kilolu fark etmez yemekle ilgili doğal bir tutum içindeler ve çok az bir kısmı yemek yemeyi keyif kaynağı olarak görüyor.

Bu tutum bir uzman olarak size nasıl yansıyor?  

Danışanların büyük bir kısmı ‘ben kilo vermek istiyorum, bunun için diyetisyenlere gidiyorum ama uğraşıp kilo versem bile verdiklerimi geri alıyorum’ diyor. Herkes bu kısır döngüden çıkmak istiyor. Buradaki sorun şu, kişi bunu zayıflama problemi olarak görüyor ve tanımlıyor. Kişinin kendisi, gittiği diyetisyen ve yakın çevresi onun problemi bu şekilde tanımlamasına yardımcı oluyor. Mesela hızlı bir kilo verme programına giriyor. Böyle bir programa girdiğinizde gerekeni yaparsanız, kilo vermeniz kolaydır ama herkes gibi normal, tadını çıkararak ve kavgasız yemek yemeyi öğrenemezsiniz. Hiçbir rejim bunu öğretemez. Bütün diyetler iki şey öğretir; sağlıklı beslenme ve zayıflama rejimlerini uygulamayı. Zayıfladıktan sonra nasıl aynı kiloda kalınacağını öğreten diyet yoktur. Oysa hedef; nasıl herkes gibi yemek yerim olmalıdır. Zaten insanların yaşadığı en büyük problem bu… Bu rutinden bıkanlar, görünüş olarak kendini rahatsız hissedenler var. Halbuki durum kontrolden çıkmadan ve bu hale gelmeden yardım almak gerek. Bu sıkıntı iyice arttığı zaman çaresizlik içinde diyetisyenlere gitmeler, zayıflama kamplarında birkaç hafta geçirmeler başlıyor.

Sürekli kilo alıp verme şikayetleriyle size gelen danışmanınıza nasıl bir yöntem uyguluyorsunuz?

Yanlış düşünceleri değiştirecek doğru bilgiler veriyorum .En önemlisi danışanın haftayı nasıl geçireceğine dair ev ödevlerimiz var. Kaloriyi belli bir düzeyde alıyor olması lazım. Her seans pazarlık yapmak gerekiyor ancak hiçbir zaman hastalarımın yapamayacakları bir şey için onları zorlamıyorum. Zaten senelerce tüm çevresi zorlamış, bir de ben bu yükü bindiremem. Diyet programlarında hasta 4 bin kalori almaya başladığı zaman diyetisyenlerle oturulur konuşulur. Hasta diyetisyenle ne yiyeceğini ayarlar. Zaten amacımız o büyük kaloriyi normal boyutlara, alıştıra alıştıra indirebilmek.

Beyin kıtlığa girdiğini sanıyor. Neden bu kadar uğraşıp da kilo verilemiyor? Rejim yapıyorsunuz, gıdanızı düzenli alıyorsunuz, yinede kilo veremiyorsunuz. İşte kırmamız gereken döngü bu. Çünkü hızlı kilo vermeye başladığınız zaman organizma ‘kıtlık tepkisi’ dediğimiz bir tepkiyi gösteriyor. Bizim genetik yapımız milyon yıl öncesinden geliyor. O zamanları ele alırsak; diyelim bir kış geldi, kar yağıyor, dolayısıyla insanlar avlanamıyor… Yiyecek azalınca beyin bunu algılıyor ve kıtlığa girdim diyor. Metabolizmayı çok verimli kullanmaya, yani az yakmaya başlıyor. Bugün siz gıdayı birden kısınca beyin rejime girmiş gibi değil, kıtlığa girdim diye algılıyor ve metabolizmayı düşürüp eski zamanlardaki gibi yakmaya çalışıyor. Bu zaten kendi içinde problem çünkü zayıflamak için gıdayı kesiyorsun ama organizma metabolizmayı düşürüp zayıflamamaya çalışıyor. Yani birden bire kalori düşürerek zayıflama sağlanamıyor. Yapılan ana yanlış bu. Ufak ufak azaltarak diyet yapmak gerekiyor. Bu sırada psikolojik destek vermek motivasyonu iyi tutmak da şart, çünkü vücut mevcut kilosunu korumak istiyor. Vücut kilosunun ayarı var ve sen bunu bozmaya çalışıyorsun… O metabolizmayı onu biraz kandırarak kırmak gerek. Bu ayarı başka bir düzeye oturttuktan sonra zaten kilo alınamıyor.

Kilo vermenin iradeyle bir ilgisi yok mu?

Bu iş irade işi değil, irade işi olarak ele alındığı zaman problem var. Yemek yemek doymak, mekanizma söz konusu olduğunda daha çok alışkanlıkları değiştirme işidir. ’iradeni kullan’ dediğin zaman o insanı kendiyle kavgaya itiyorsun. Onun için büyük bir kısmı, irade dışıdır. Biz irademizi sadece karar alıp ve onu uygulamak için kullanırız. Ortada bir alışkanlık ve bir bağımlılık var. Araştırmalar gösteriyor ki sigara içtiğinizde, uyuşturucu kullandığınızda, sevgilinizi düşündüğünüzde, televizyon izlediğinizde ve tabiî ki yemek yediğinizde beyin keyif bölgesi hareketleniyor. Yemek yeme alışkanlığını düzeltmek, sigarayı bırakmaktan bile daha zor. Bize düşen bu alışkanlığı düzenleyen mücadelelerde bulunmak… Oysa herkes bir an önce kilo verme ve verdirme derdinde. İşin psikolojik fonksiyonları göz ardı ediliyor.

Konuyla ilgili literatür taramanızda ilginç verilerle karşılaşmışsınız…

Evet, bu alanda doğru diye bildiklerimizle ilgili sıkıntımız var. Mesela kilo, ciddi sağlık problemlerine yol açar denir. Doktorlarda böyle olduğunu söyler. Yanlış, kilonun kendisi bir sağlık problemine yol açıyor diyemeyiz, böyle bir bilgi yok. Ben Dünya Sağlık Örgütü’nün şişman olarak tanımladıklarından bahsediyorum. Kiloyla sağlık arasında bir korelasyon var tabii, yani kilolu insanların belli sağlık sorunları da olabilir. Yinede elinizde kiloyla sağlık arasında bir nedensellik olduğunu gösteren bir araştırma yok.

Sahte bir oyun oynanıyor.

Elinizde konuyla ilgili bilimsel araştırmaların neden bu kadar az olduğunu sorduğumuz Emre Konuk’un cevabı hayli enteresan…

”Ortada bir sahtekarlık var” diyen Konuk’un anlattıkları… Amerika’da sadece şişmanlık için ayırdığı yıllık fon tutarı 450 milyon doları bulan Ulusal Sağlık Enstitüsü’nün 20 sene önce çıkarttığı raporda bugün bildiklerimizi inkar eden şeyler var. Mesela sağlık ve ölümle ilgili bilgiler.. ‘Kilolular, zayıflardan daha uzun yaşıyor’ gibi bilgiler elde edilmiş. Ama o ilk belgeler yayınlanmamış 20 sene sonra yine aynı kurumun bir araştırmacısı, eski üyelere ’böyle araştırmalar var elinizde niçin yayınlamadınız?’ diye soruyor. ’O günün yaygın inançlarına aykırıydı ve izin verilmedi’ demişler. Araştırmacı incelemeye koyuluyor ve değişmiş haliyle raporu yayınlıyor. Bu araştırmadan çıkan sonuçlar, zayıflama ve kilo politikalarıyla ilgili rapor hazırlamakla görevlendirilmiş başka bir kuruma geliyor. Bilim adamlarından oluşan bu kurum hazırladığı raporu bu kez Dünya Sağlık Örgütü’ne gönderiyor. Dünya şişmanlık kriterleri bu şekilde belirleniyor. Ancak burada da bir oyun var… Şişmanlık kriteri, boyunuzun karesini kilonuza bölünce çıkan rakamdır aslında, bunu 35’ten 25’e indiriyor, böylece ABD’de yaşanan 60-70 milyon insanı bir anca aşırı kilolu kategorisine sokuyorlar. Bunun üzerine ilaç şirketleri yağ eritici ilaçlar üretmeye başlıyor. En vahimi şu: Dünya Sağlık Örgütüne bu raporu yazan iki bilim adamı aynı zamanda iki büyük ilaç firmasının zayıflama araştırmalarını yapan kişiler. Oyunu görebiliyor musunuz? Dünya Sağlık Örgütü, Ulusal Sağlık Enstitüsü,doktorlar, psikologlar, hastalar… Bir kısmımız bilerek bir kısmımızda bilmeyerek bu oyunun içerisindeyiz.

İçeriği Paylaş:

Benzer İçerikler :

ROMANTİK İLİŞKİLERDE PARTNERİNİZİN NARSİSTİK DAVRANIŞLARIYLA NASIL BAŞA ÇIKABİLİRSİNİZ?

“Karşınızdaki kişi narsist bir insan bile olsa bir ilişkiyi bitirmek, sevilen bir kişiyi terk etmek her zaman zordur. Partnerinizin yaptıklarının sizinle ...

MEVSİMSEL DUYGULANIM BOZUKLUĞU VEYA MEVSİMSEL DEPRESYON

“Mevsimsel Duygulanım Bozukluğu veya Mevsimsel Depresyon, değişen mevsimler tarafından tetiklenenbir psikolojik problemdir. Sonbahar ve kış aylarında ...

Beyninizin Üç İşlevini Tanıyın - 1. Bölüm

Mutlu ilişkiler insanları mutlu eder. Sahip olduğumuz en önemli ilişki kendimizle olan ilişkidir. Aslında kendimizle ilişkimiz ne kadar iyi olursa, o kadar iyi ...

Ebeveynlerin İş Stresi ile Çocukların ve Ergenlerin Psikolojik Adaptasyonu Arasındaki İlişki

Son zamanlarda araştırmalar, ebeveynlerin iş stresinin aile ilişkilerine, çocukların ve ergenlerin psikolojisine bazı etkileri olduğunu gösteriyor. ...

İlginizi Çekebilir :

Hangi Sınırlar Özgürleştirir?

Ruh sağlığı uzmanları sağlıklı ilişkilerin temelini oluşturduğu ve güçlü bir öz-değer duygusu sağladığı için sınırlara çok önem verirler.  Sınırlar ...

DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Trafik Kazaları Travma Projesi

EMDR Flash Teknik Grup Uygulamasının Travmatik Stres Belirtileri Üzerine Etkisinin Araştırılması Son 10 yıl içerisinde travmatik bir trafik kazası...

Pozitif Duyguları Nasıl Korur ve Çoğalmalarını Sağlarız?

Gün boyunca duygularımızı yönetmemizi gerektiren çeşitli durumlarla karşılaşırız. Bazen beklenmeyen bir aksilik gelir başımıza ve stresle başa çıkmak durumunda ...

Depresyondaki Ebeveynin Çocuğuna Söyleyebileceği 7 Şey

“Genellikle ağladığımı çocuklarımdan saklayabilirim; fakat son zamanlarda birkaç defa yakalandım. Çünkü çok sık yanıma geliyorlar. İlkokula giden çocuğum ...