DEPREM PSİKOLOJİSİ VE ÖNERİLERİ

Bu zorlu süreçte hepimiz yaralar aldık, kayıplar verdik. Fırtınanın yarattığı siste varacağımız noktanın tam olarak neresi olduğunu bilemiyor ve kayıplarımızın yasını tutuyoruz. Milletimizin başı sağ olsun…

Deprem Dolayısıyla Yaşanabilecek Ruhsal Durumların Anlamlandırılması

Türkiye, coğrafi konumu itibariyle önemli deprem kuşaklarından biri olan Alp-Himalaya’da yer alır. Belirsiz zamanlarda yaşanan şiddetli sarsıntıların, insanlar üzerindeki fiziksel, duygusal, zihinsel, davranışsal ve sosyal etkileri; geçici veya kalıcı ruhsal bozukluklara neden olabilir. İnsanın baş etme yeteneğini zorlayan bu etkiler, ruhsal travma tepkilerini doğurabilir. Bu tepkilere gerekli önemin verilmemesi ve ilgisiz kalınması şu bozuklukları besler:

Travma tepkilerinin yıkıcı olay sonrasında

  • Dört hafta içerisinde kendini göstermesi ve en kısa iki en uzun otuz gün sürmesi halinde geçici bir durum olan ASB,
  • Otuz günden uzun sürmesi halinde TSSB,
  • En az altı ay TSSB tanısına uyumlu belirtilerin yaşanmaması fakat sonrasında belirtilerin kendini göstermesi halinde Gecikmiş Başlangıçlı TSSB tanımlanıyor.

Örneğin depreme maruz kalan birinin deprem sonrasındaki ilk bir ay uyuyamama, kâbus görme, odaklanamama, aşırı öfke hali, saldırganlık, yabancılaşma gibi belirtiler göstermesi ASB ile eşleşirken bu halin bir aydan uzun sürmesi TSSB’yi, ilk altı ay bu semptomların görülmeyip sonrasında görülmesi ise Gecikmiş Başlangıçlı TSSB’yi akla getiriyor.

Depremin hemen ardından depremi doğrudan yaşamış birinin psikolojisi söz konusu olduğunda genel hatlarıyla üç dönemden bahsederiz: şok, pasifleşme ve toparlanma.

Şok dönemi, deprem esnasını ve hemen sonrasını tanımlayan 1-2 günü kapsar. Kişi yüksek düzeyde şok yaşadığında yoğun bir biçimde duygusal tepkisizlik (emotional numbness) gösterir; donakalabilir, sersemleyebilir, yönelimi şaşabilir, bellek kaybı yaşayabilir. Hiçbir duygu hissetmediğinden kendine, kayıplarına veya çevresine dair bir eyleme geçmez, yaralarını fark etmez. Belki hatırlarsınız, Van depreminde şok döneminde olan bir babaya mikrofon uzatan muhabir, ölen kızının adını sorduğunda, baba kızının adını hatırlayamadığını söylemişti. Kulağa garip gelecek fakat babanın bu yaşadığı, aslında onun ruhsal iyiliği için zihninin onu koruması; çünkü şok esnasında zihin ve beden psikolojik açıdan bir savunma halinde. Kişi yaşadıklarına bir süre yabancılaşarak ruhsal dağılmadan kendini korur.

Pasifleşme dönemi, kişinin yardım amacıyla yanına gelenlerin ihtiyaçlarına dokunmasına izin verdiği, telkinlere açık olduğu süreci kapsar; buna karşın kişi, yapılması gereken basit eylemlerde yetersizlik gösterir. Bunu, bir çocuğun pasif ve bağımlı olduğu dönemlerde ebeveynine ihtiyaç duyması gibi görebiliriz. Bu dönemde kişiler yolun tarif edilmesine gereksinim duyarlar.

Toparlanma dönemi, yüksek düzeyde kaygının belirgin bir hal aldığı süreci kapsar. Aşırı uyarılmışlıkla her an tetikte olan kişi, en ufak seste harekete geçmeye hazır ve dolayısıyla uykuları düzensiz, verimsizdir. Telaşın ve heyecanın yoğun olduğu bu dönemde depreme ilişkin ilgi artmış ve çevreye ilişkin ilgi azalmıştır. Konuşmalarında abartmaya eğilim, tavırlarında düşmanca, öfkeli ve saldırgan haller görülür. Bu dönemle baş edemeyen kişi kendi normaline dönemeyeceği fikriyle kendine veya çevresindekilere zarar verebilir; fakat kişi baş edebilecek kaynaklara sahipse 2-3 gün içerisinde dönem bitecektir.

Peki Neler Yapabiliriz?

Evet, doğrudan veya dolaylı yollardan bir çoğumuz depremden etkilendik. Yaşananlardan dolayı kendimizi yetersiz, çaresiz, yorgun hissetmemiz çok doğal. Bu duygulara izin vermeliyiz ancak bu duygulara izin verirken bir taraftan da ruh sağlığımızı korumak için neler yapabiliriz?
 

  • Rutinlerinizi sürdürmek için çabalayın: Depremle birlikte duygu ve düşüncelerimizde kendini gösteren yoğun belirsizliğin azalmasına ve ne yaptığımızı bildiğimizden dolayı her gün yaptıklarımıza dönmek biraz olsun güvende hissetmemize yardımcı olacaktır.
     
  • Beden sağlığınızı desteklemeyi unutmayın: Ruh ve beden bir bütündür; düzenli uyku ve beslenme bu süreçte zihninizin dinlenmesine yardımcı olacaktır.
     
  • Bol su tüketin: Kaygılıyken ağzımızdaki tükürük çekilir ve sempatik sinir sistemimiz aktifleşir. Bilirsiniz, korkan kişilere bir bardak su getirilir çünkü biz su içip ağzımızı ıslattığımızda zihnimize “sakinleş bak bir şey yok” mesajını veririz. Bu mesaj, parasempatik sistemimizin devreye girmesini sağlayacaktır.
     
  • Gevşeme egzersizleri uygulayın: Nefes egzersizleri, düzenli yürüyüş, bisiklete binmek gibi ritmik çalışmalar, stresle baş etmede vücudun doğal yanıtını aktif kıldığından çok etkilidir.
     
  • Sevdiklerinize zaman ayırın: Kaynaklarınızla etkileşim halinde olmak rutininize dönmenizi kolaylaştıracaktır, onlarla ne düşündüğünüzü paylaşın.
     
  • Haberlere aşırı maruz kalmayın: Ortaya çıkan kaygının üstesinden gelebilmek için çeşitli mecralarda kendinizi sürekli deprem haberlerine bakarken buluyor olabilirsiniz. Gerekli bilgiyi aldıktan sonra fazlasına maruz kalmamak, ikincil travma riskini doğurmamak için iyi olacaktır.
     
  • Yasınıza izin verin: Bir kaybın ardından -kayıp ne şekilde olursa olsun- yoğun acı ve üzüntünün gelmesinden doğal hiçbir şey olmadığını kendinize hatırlatın. Etrafınızda yas yaşayan biri varsa kapsayıcı bir dil kullanmaya özen gösterin.
     
  • Duygularınızdan bahsedin: Ne hissettiğinizi paylaşmak travmatik olayın etkilerinin hafiflemesine veya tamamen ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır. Bunun yanı sıra karşınızda olaydan ne kadar etkilendiğini anlatan bir yakınınızı da dinlemenin iyileştirici bir yanı olduğunu hep hatırlayın.
     
  • Profesyonel bir yardım almaktan çekinmeyin: Hissettikleriniz zamanla yoğunlaşıyor ve düşünceleriniz size yardımcı olmuyorsa baş edebilmek için bir ruh sağlığı uzmanından destek alın.

Özetle, deprem sonrasında yaşanan travma tepkileri doğal ve kişiye özgüdür. Fiziksel, duygusal, zihinsel, davranışsal ve sosyal etkilenmeyle oluşabilecek bu tepkileri fark edip kabullenmek ve sağlıklı bir şekilde onlardan bahsedebilmek, yaşananın bunaltıcı etkisini azaltmak ve onunla baş edebilmek için çok önemlidir. Bireysel bakımı sürdürerek, mevcut baş etme düzeneklerini kullanarak, yardım isteyerek iyileşme süreci başlatılabilir ve adım adım iyileşmeye ilerlenebilir.

Klinik Psikolog Kübra Kaya

DBE Yetişkin ve Aile Psikolojik Danışmanlık Merkezi
Bizi Arayın  Terapistlerimiz

Benzer İçerikler :

Aile içinde kadına yönelik şiddet, suçun kaynağı neresi?

Aile içinde başlayan kadına yönelik şiddetin asıl kaynağı nedir? Bu sorunun yanıtını DBE Davranış Bilimleri Enstitüsü Kurucu Başkanı Psikolog Emre Konuk ...

BİLİŞSEL ÖNYARGI NEDİR VE İNSANLARI NASIL ETKİLER?

Bilişsel önyargılar bizi, anılarımızı nasıl şekillendirdiğimizden inançlarımızı nasıl değerlendirdiğimize ve diğer insanlarla nasıl ilişkiler kurduğumuza ...

KENDİNİZ İÇİN EN DOĞRU TERAPİSTİ NASIL BULABİLİRSİNİZ?

Bir travmadan kurtulmak, sosyal ve duygusal yaşam becerilerini etkili bir şekilde kullanmayı öğrenmek, baş etme becerilerini kuvvetlendirmek, kendini keşfetmek ...

KİŞİLİK ÖZELLİĞİ Mİ KİŞİLİK BOZUKLUĞU MU?

Ruh hastalıkları sıfat, hakaret ve damgalama aracı değildir. Fakat özellikle kişilik bozukluğu olan kişiler, bu tür damgalanmalara maruz kalabiliyor üstelik ...

İlginizi Çekebilir :

KENDİNİZ İÇİN EN DOĞRU TERAPİSTİ NASIL BULABİLİRSİNİZ?

Bir travmadan kurtulmak, sosyal ve duygusal yaşam becerilerini etkili bir şekilde kullanmayı öğrenmek, baş etme becerilerini kuvvetlendirmek, kendini keşfetmek ...

BAĞIMLI KİŞİLİK BOZUKLUĞU OLAN BİRİ İLE BİR İLİŞKİ İÇİNDE OLMAK

Bağımlı Kişilik Bozukluğu olan kişiler yalnız kalmaktan korkarlar. Sağlıklı bireylere kıyasla yoğun bir şekilde terk edilme korkusu yaşarlar. Hayatlarıyla ...

Yemekle Kavga Etmeyin

Zayıflama çılgınlığıyla hayattaki en önemli değerin “güzellik” haline gelmesi ve bunu yitirmeme düşüncesine saplanıp kalmak, kendimize yaptığımız ...

Yorgunluk yönetimi

Yorgunluk yönetimi nedir? Yorgunluk ve kronik yorgunluk farklı mı? Yorgunluk yönetiminden kasıt, kronik yorgunluk yönetimi mi? Yorgunluk ile kronik ...